Küresel kanser yükünün önümüzdeki yirmi yıl içinde iki katından fazla artacağı tahmin edilmektedir. Hastalık oranlarındaki bu istikrarlı artış, tütün kontrolü ve aşılamaların yanı sıra diyet ve beslenme alışkanlıklarımızın gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Diyet, beslenme ve fiziksel aktivite eksikliği (kısmen obeziteye katkıları nedeniyle), kanser riskini belirleyen en önemli faktörler arasında üst sıralarda yer almaktadır.
Neden Sürekli Çelişkili Haberler Duyuyoruz?
Medyada sıkça "şu besin kanser yapıyor" veya "bu besin kanseri önlüyor" gibi birbiriyle çelişen iddialar duyarız. Bu kafa karışıklığının temel sebeplerinden biri, geçmişte bilim insanlarının beslenmeye aşırı "indirgemeci" bir şekilde, yani tüm diyet yerine tek bir besin maddesine (örneğin sadece yağa veya belirli bir vitamine) odaklanarak yaklaşmış olmasıdır. Oysa yediğimiz gıdalar kendi içinde karmaşıktır ve izole edilmiş tek bir besin öğesine odaklanmak araştırmalarda yanıltıcı sonuçlar doğurabilmektedir. Ayrıca, insanların tam olarak ne yediğini ölçmenin zorlukları ve aynı organ üzerinde görülen kanserlerin bile aetiolojik (köken) olarak çok farklı alt türlere sahip olması (tümör heterojenliği) bu tutarsızlıklara zemin hazırlamıştır. Günümüzde modern bilim, tek tek gıdalara ya da vitaminlere odaklanmak yerine genel "beslenme örüntülerini" (düzenli diyet alışkanlıklarımızı) incelemenin kanseri önlemede çok daha faydalı bir strateji olduğunu göstermektedir.
Kansere Karşı Kanıta Dayalı Altın Kurallar
Her ne kadar gazetelerde her gün yeni bir diyet trendi görsek de, uluslararası sağlık otoritelerinin kanseri önlemeye yönelik temel beslenme tavsiyeleri son 20-30 yıldır oldukça tutarlı kalmıştır. Dünya Kanser Araştırmaları Fonu (WCRF) ve Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü'nün (AICR) sürekli güncellenen kanıtlara dayalı önerileri şu şekildedir:
- Kilonuzu koruyun ve aktif olun: Aşırı zayıflıktan kaçınarak mümkün olduğunca ince kalmaya çalışın ve her gün en az 30 dakika (örneğin tempolu yürüyüş gibi) orta dereceli fiziksel aktivite yapın.
- Bitkisel gıdalara ağırlık verin: Her gün en az beş porsiyon (veya en az 400 gram) çeşitli nişastasız sebze ve meyve tüketin; her öğünde işlenmemiş tahıllara veya baklagillere yer verin.
- Kaçınılması gereken gıdalar: Kırmızı et (sığır, kuzu, domuz) tüketimini haftada 500 gram ile sınırlandırın ve işlenmiş etlerden (tütsülenmiş, tuzlanmış veya kimyasal koruyuculu etler) tamamen uzak durmaya çalışın. Şekerli içecekleri, kalorisi yoğun işlenmiş ("fast food" gibi) gıdaları ve alkol tüketimini kısıtlayın. Ayrıca küflü tahıl ve baklagillerden, aşırı tuzlu gıdalardan kaçının.
- Takviyelere bel bağlamayın: Kanserden korunmak için vitamin veya besin takviyesi almak yerine, temel besin ihtiyaçlarınızı yediğiniz doğal gıdalardan karşılamayı hedefleyin. Geçmiş yıllardaki pek çok kapsamlı araştırma, sağlıklı bireylerde kanseri önlemek amacıyla kullanılan mikro besin takviyelerinin (örneğin vitamin haplarının) fayda sağlamadığını, hatta bazen zarar bile verebileceğini göstermiştir.
Gelecekte Bizi Neler Bekliyor?
Kanser ve beslenme araştırmalarının geleceği oldukça heyecan vericidir. Artık gıdaların vücudumuzu nasıl etkilediğinin sadece tabağımızdakilerle değil; genetiğimiz, metabolizmamız (metabolomik), epigenetik faktörler ve bağırsak mikrobiyomumuz (bağırsağımızdaki dost bakteriler) ile olan karmaşık etkileşimlerine bağlı olduğunu biliyoruz. Örneğin, insan folat metabolizmasında rol alan MTHFR genindeki kalıtsal farklılıklar, folat (B9 vitamini) alımının bağırsak kanseri riskini artırıp artırmayacağını belirleyebilmektedir. Aynı şekilde, beslenme alışkanlıklarımızın bağırsak floramızı nasıl şekillendirdiği ve bunun sonucunda bağırsağımızdaki bakterilerin kanser gelişimindeki (veya koruyuculuğundaki) rolleri hızla araştırılmaktadır. İlerleyen yıllarda, teknolojik gelişmeler sayesinde herkesin kendi genetiğine ve biyolojisine uygun, kişiselleştirilmiş kanser önleyici diyet tavsiyeleri almak mümkün olabilecektir.
Sonuç
Geçmişte beslenme ve kanser ilişkisini araştırmayı "kirli bir pencereden dışarı bakmaya" benzetebiliriz; bazı bağlantıları görebiliyorduk ama net bir görüntü elde edemiyorduk. Şimdi bilim, gelişen teknolojiler ve gelişmiş istatistiksel analiz yöntemleriyle bu pencereyi temizliyor. Yapılan mevcut en kapsamlı değerlendirmeler, sağlıklı ve besleyici bir diyet, ideal kilonun korunması ve düzenli fiziksel aktivite ile en yaygın görülen kanserlerin yaklaşık üçte birinin önlenebileceğini kuvvetle vurgulamaktadır. Bu durum bize gösteriyor ki; sağlıklı bir bedene giden yol henüz icat edilmemiş sihirli bir hapta değil, günlük yaşamımızda sürdürülebilir sağlıklı alışkanlıklar inşa etmekte yatmaktadır
Kaynak: Susan T. Mayne, Mary C. Playdon and Cheryl L. Rock, Diet, nutrition, and cancer:
past, present and future, Nature Reviews, Clinical Oncology, Volume 13: 504-515, 2016. doi:10.1038/nrclinonc.2016.24






